İslâm dini ahiret mutluluğunu, dünya hayatındaki tutum ve davranışlarımıza bağlamıştır. Sevgili Peygamberimiz (sas) “Dünya ahiretin tarlasıdır “ buyurarak dünyayı ahiretin bir ekin yeri saymış, burada ne ekersek ahirette onu biçeceğimizi bildirmiştir.
Yüce Rabbimiz de mealen: “İnsan çalıştığının karşılığını alır, onun çalışması ileride görülecektir“ buyurmaktadır. Sağlam olduğu halde dilenenlerin, gücü yettiği ve imkânı bulunduğu halde bir iş tutmayanların zamanlarını boşa geçirip tembellik edenlerin dünyada itibarları ve onurlarıı olmadığı gibi, Ahirette zarara uğrayanlardandır.
Sevgili Peygamberimiz (sas) “Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyip (her ikisi için de çalışanınız) başkasına yük olmayanınızdır." buyurmuşlardır.
Bir müslümanın dinimize göre her günü bir evvelkinden daha ileri olacaktır. Hz. Muhammed (sas) “İki günü birbirine eşit olan kimse aldanmıştır” buyurmuşlardır. Müslüman çalışkan, doğru, dürüst, dünya ve ahireti için de hayırlı işler yapan insan olacak, hareketliliği, canlılığı, uyanıklığı elden bırakmayacak, asla tembel ve âciz olmayacaktır.
Üzülerek belirtelim ki etrafımıza şöyle bir baktığımız zaman dinimizin değerlendirilmesini emrettiği boş vakitlerin ve ömür servetinin gereği gibi değerlendirilmediğini görüyoruz.
Allah Rasülü (sas): “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bundan gaflet ediyorlar da, o nimetlerin kadrini bilemiyorlar. Bunlar sağlık ve boş vakitlerdir” buyurmuştur. Zamanlarını boşa harcayıp kumar ve içki masalarında, kahve köşelerinde ve benzeri yerlerde ömür çürütenlerin durumları ne kadar hazindir.
İbn-i Ömer şöyle rivayet ediyor: Allah Rasülü (sas): İki omuzumu tuttu ve buyurdu ki:
“Dünyada garip ve bir yolcu imiş gibi yaşa, akşama ulaştığında sabahı bekleme, sabaha ulaştığında akşamı bekleme, hastalığın için sıhhatinden ve ölüm için hayatından istifade et. Vaktini boşa geçirme! “